Karbon emisyonunu ölçemeyen lojistik sektörü zorlanacak

UTİKAD Başkanı Bilgehan Engin, karbon emisyonu ölçümünün Türk lojistik sektörü için rekabet şartı olduğunu belirterek yeşil dönüşüm uyarısı yaptı.

Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği (UTİKAD) Yönetim Kurulu Başkanı Bilgehan Engin, 11. Ekonomi ve Lojistik Zirvesi’nde Avrupa Birliği’nin çevre politikalarının Türkiye’nin ihracatı üzerindeki etkilerini değerlendirdi. “Küresel Krizler Çağında Türkiye’nin Lojistikteki Stratejik Rolü: Fırsatlar, Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı oturumda konuşan Engin, AB’nin 2030 hedefleri kapsamında uygulamaya aldığı yeşil mutabakat ve sınırda karbon düzenlemelerinin lojistik sektörünü doğrudan ilgilendirdiğini söyledi.

Jeopolitik gerilimler ve artan sigorta giderleri nedeniyle sektörün zaten ilave maliyetlerle karşı karşıya olduğunu belirten Engin, çevre düzenlemelerinin bu yükü daha da ağırlaştırmaması için Türkiye’nin hızlı hareket etmesi gerektiğini ifade etti. Bu kapsamda uluslararası standartlarla uyumlu, güvenilir bir karbon emisyonu ölçüm ve denetim sisteminin oluşturulmasının zorunlu hale geldiğini vurguladı.

Engin, karbon emisyonu doğru şekilde ölçülmeden etkili bir yönetim ve azaltım politikası uygulanamayacağını belirterek, standart dışı ölçümlerin Türk ihracatçısı ve lojistik şirketleri açısından 2030’a kadar ciddi bir rekabet kaybına yol açabileceği uyarısında bulundu. Karbon bütçesinin gelecek dönemde maliyetlerin yanı sıra rekabet gücünü belirleyen temel unsurlardan biri olacağını dile getirdi.

Karbon ayak izinin azaltılması için taşıma türleri arasında daha güçlü bir entegrasyon kurulması gerektiğini kaydeden Engin, karayolundaki yüklerin demiryolu ve denizyoluna aktarılacağı platformlar ile aktarma merkezlerinin geliştirilmesini önerdi. Bu yapıların hem emisyonların düşürülmesine hem de lojistik operasyonların daha verimli yürütülmesine katkı sağlayacağını belirtti.

Türkiye’deki lojistik darboğazlara da değinen Engin, özellikle boğaz geçişleri ve Kapıkule Sınır Kapısı’nda 90 saate kadar ulaşan bekleme sürelerinin önemli bir verimsizlik oluşturduğunu söyledi. Anadolu ve Ankara yönünden gelen tırların Kapıkule’de uzun süre beklemek yerine Karasu Limanı merkezli alternatif bir güzergâha yönlendirilebileceğini ifade etti.

Engin, Karasu-Köstence Ro-Ro hattının demiryolu bağlantılarıyla desteklenerek etkin biçimde işletilmesinin Marmara Bölgesi’ndeki lojistik yoğunluğu azaltabileceğini belirtti. Böyle bir modelin sınır kapılarındaki baskıyı hafifletirken taşıma süreçlerinin çevresel performansını da iyileştirebileceğini kaydetti.

Oturum Başkanı Turgut Erkeskin ise yalnızca Türkiye’deki güzergâhların iyileştirilmesinin yeterli olmayacağını, yüklerin ulaştığı limanlardaki kapasite ve altyapı koşullarının da birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Erkeskin, Köstence Limanı’nın yanı sıra Kuzey Avrupa limanlarında da nehir taşımacılığındaki aksamalar nedeniyle yoğunluk ve depo kapasitesi sorunları yaşandığını aktardı.

Lojistikte bağlantısallığın yalnızca yükün sevk edilmesi anlamına gelmediğini vurgulayan Erkeskin, varış noktasındaki liman altyapısının ve arka alan bağlantılarının da planlamaya dahil edilmesi gerektiğini belirtti. Bu yaklaşımın, karbon emisyonu hedefleriyle birlikte tedarik zincirinin kesintisiz ve verimli işlemesi açısından önem taşıdığını ifade etti.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu