Türkiye, Krizler Sonrası NATO’daki Değerini Yeniden Kazandı

Türkiye, son yıllardaki krizler ve güçlü savunma sanayisi ile NATO’daki stratejik değerini yeniden artırdı.

The New York Times’ta Ben Hubbard tarafından kaleme alınan bir analizde, Türkiye’nin NATO ile olan ilişkilerinin son on yılda yaşadığı dalgalanmalar ele alındı. Türkiye, bir dönem ittifakın “yaramaz çocuğu” olarak anılırken, günümüzde NATO içindeki konumunu güçlendirmeyi başardı.

Askeri ittifaka katılmak isteyen ülkelerin üyelik başvurularının gecikmesi müttefikler arasında rahatsızlık yaratırken, Türkiye, Ukrayna savaşı nedeniyle uygulanan Batı yaptırımlarına katılmayı reddetti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile olan dostane ilişkilerini sürdürdü. Bu durum, Avrupalı ve Amerikalı yetkililerin Erdoğan’ın artan otoriter yönetim anlayışından duyduğu endişeleri artırdı.

Ancak, Ukrayna ve İran’daki çatışmalar ile Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü gibi küresel gelişmeler Türkiye’nin elini güçlendirdi. Analistler, bu durumun Türkiye’nin NATO müttefikleri nezdindeki stratejik değerini önemli ölçüde artırdığını belirtiyor.

Bu hafta Ankara’da NATO liderlerini ağırlayan Erdoğan, güçlü savunma sanayisi ve büyük ordusuyla dikkat çeken bir lider olarak öne çıkıyor. Ayrıca, Trump üzerinde etkili olabilen az sayıda liderden biri olarak da dikkat çekiyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, zirveden bir hafta önce The New York Times’a verdiği röportajda, “Türkiye’nin NATO açısından öneminin farkına varılıyor” ifadelerini kullandı.

Zirve, Erdoğan’ın siyasi rakiplerine yönelik baskıların sürdüğü bir dönemde gerçekleştirilecek. Ancak ABD, bu tür konularda kamuoyunda eleştirilerde bulunmaktan kaçınıyor. Bu nedenle diğer NATO üyelerinin Erdoğan’ın yönetimiyle ilgili kaygılarını açıkça dile getirmesi beklenmiyor. Birçok ülke, önceliğini Rusya’yı caydırma ve savunma kapasitesini artırmaya vermiş durumda.

Eski ABD Türkiye Büyükelçisi John R. Bass, “Avrupalılar açısından kapıdaki kurt, Türkiye’deki demokrasinin durumu değil” şeklinde bir değerlendirme yaptı. 2004’ten bu yana Türkiye’de düzenlenecek ilk NATO zirvesi olma özelliği taşıyan bu toplantı, Türkiye’nin yükselen güç konumunu sergilemek için bir fırsat sunacak.

Zirveye katılacak heyetler, modern bir VIP terminalinden giriş yapacak ve yeni asfaltlanan bir piste inecek. Salı ve çarşamba günleri düzenlenecek zirve, Erdoğan’ın geniş cumhurbaşkanlığı yerleşkesinde gerçekleştirilecek. İlk gün düzenlenecek savunma forumunda Türk şirketleri, insansız hava araçları ve diğer yerli savunma sistemlerini sergileme fırsatı bulacak. İkinci gün ise müttefikler, savunma bütçeleri ve sanayi üretim kapasitelerini ele alacak.

NATO üyelerinin büyük bir kısmı geleceğe dair kaygılar taşırken, Ukrayna savaşı Avrupa’nın silah stoklarını önemli ölçüde tüketti. Trump, ABD’nin NATO’daki rolünü azaltabileceğini ve Rusya’nın bir NATO ülkesine saldırması durumunda askeri destek vermeyebileceğini dile getirerek endişeleri artırdı.

Türkiye’nin zirveden somut olarak ne kazanacağı ise belirsizliğini koruyor. Trump yönetimi, Türkiye’ye gelişmiş F-35 savaş uçakları satmayı istediklerini belirtmişti. Türkiye, 2019’da Rus yapımı S-400 hava savunma sistemini satın almasının ardından F-35 programından çıkarılmıştı.

Erdoğan, zirve başlamadan önce bile başarı hanesine bir artı yazabilir. Trump’ın zirveye katılma kararında Erdoğan’ın önemli bir rol oynadığı görülüyor. Trump, kısa süre önce gazetecilere yaptığı açıklamada, “Eğer zirve Türkiye’de ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ev sahipliğinde düzenlenmiyor olsaydı, büyük ihtimalle katılmazdım” dedi.

Türkiye, 1952’de NATO’ya katılmasına rağmen müttefikleriyle olan ilişkileri her zaman sorunsuz olmadı. Ankara’nın Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın alması, bazı müttefiklerin Türkiye’yi büyük bir rakibine fazlasıyla yakın gördüğü algısını pekiştirdi. Bu kaygılar, Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı kapsamlı bir şekilde işgal etmesinin ardından daha da arttı. Türkiye, Rus petrolü ve doğal gazı almaya devam ederken, Erdoğan da Putin ile olan sıcak ilişkilerini sürdürdü.

Türkiye, müttefiklerini kendi iç güvenlik kaygılarını göz ardı etmekle suçlarken, son yıllarda NATO’ya sunduğu katkılara yönelik yeni bir takdir oluştu. Türkiye’nin diplomatik ilişkileri, yalnızca Doğu ve Batı’nın büyük güçleriyle sınırlı değil; Balkanlar, Afrika ve Orta Doğu’da da geniş bir etki alanına sahip. Ankara, bu ilişkilerini çeşitli krizlerde arabuluculuk yapmak için kullanmayı başardı.

Türkiye, 2024’te Beşşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’nin kaosa sürüklenmesini önlemeye yardımcı oldu. Gazze savaşını sona erdirmek için barış görüşmelerinde Hamas ile ilişkilerini devreye soktu. İran’daki savaş boyunca, defalarca İran füzelerinin hedefi olmasına rağmen Tahran ile temaslarını sürdürdü. Türk yetkililer, hem Ukrayna hem de Rusya’nın üst düzey isimleriyle düzenli görüşmeler yaparken, Erdoğan’ın Putin ile ilişkisi de farklı bir gözle değerlendirilmeye başlandı.

Eski ABD Türkiye Büyükelçisi John R. Bass, “Ukrayna’daki savaş uzadıkça bazı Avrupalı müttefikler, Ruslarla temas kurabilecek bir kanalın varlığını faydalı görmeye başladı” dedi. Türkiye’nin NATO açısından değerinin yeniden değerlendirilmesinde en etkili iki unsur, Ukrayna savaşı ve Trump’ın ittifaka yönelik mesafeli yaklaşımı oldu. Bu durum, ABD’nin rolünü azaltma ihtimali karşısında müttefiklerin, Ukrayna’yı destekleyecek, Rusya’yı caydıracak ve kendi güvenliklerini sağlayacak silahları nasıl üretecekleri konusundaki endişelerini artırdı.

Türkiye, NATO’nun olası yeniden yapılanmasında önemli bir yere sahip. ABD’den sonra ittifakın en büyük ikinci ordusuna sahip olan Türkiye, Karadeniz’e deniz erişimini kontrol ediyor ve NATO’nun güney kanadının büyük bölümünü oluşturuyor. Ayrıca, insansız hava araçlarından topçu mühimmatına kadar geniş bir yelpazede üretim yapan ve geçen yıl 10 milyar doların üzerinde ihracat gerçekleştiren hızla büyüyen bir savunma sanayisine sahip. Türk şirketleri, Batılı üreticilere kıyasla daha hızlı ve daha düşük maliyetle üretim yapmalarıyla biliniyor.

German Marshall Fund Ankara Ofisi Direktörü Özgür Ünlühisarcıklı, “Türkiye, üretim sürelerinin Avrupa ortalamasından daha kısa, projelerin tamamlanmasının ise daha güvenilir olduğu kendine özgü bir ekosistem kurdu” dedi. Ünlühisarcıklı’ya göre Türk savunma sanayisi ürünlerinin önemli bir avantajı da sahada denenmiş olmaları. Bu ürünler, Türkiye’de PKK’ya karşı yürütülen operasyonlarda, ayrıca Ukrayna, Kafkasya ve Orta Doğu’daki çatışmalarda kullanılarak muharebe tecrübesi kazandı.

Türkiye ile bazı NATO üyeleri arasındaki güven, siyasi anlaşmazlıklar ve Erdoğan’ın demokrasiye bağlılığına ilişkin kaygılar nedeniyle hâlâ düşük seviyede. Ankara ise Avrupa Birliği üyesi olmadığı için Avrupa’nın savunmasını güçlendirmeye yönelik AB girişimlerinin dışında bırakılmasına tepki gösteriyor. Şimdilik NATO’nun karşı karşıya olduğu güvenlik sorunları nedeniyle Türkiye ile iş birliği yapma isteği, Erdoğan’a önemli bir avantaj sağladı: İçeride iktidarını daha da pekiştirirken müttefiklerinden gelen sessizlik.

Türkiye’nin en güçlü cumhurbaşkanı adaylarından biri olarak görülen eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, siyasi nitelikte olduğu yönünde yaygın değerlendirmeler yapılan bir davada tutuklu olarak yargılanmayı sürdürüyor. Yakın zamanda bir Türk mahkemesi, ana muhalefet partisinin yönetimini görevden alarak yerine Erdoğan’ın 2023 cumhurbaşkanlığı seçiminde mağlup ettiği bir ismi getirdi. NATO ülkelerinin yetkilileri, özel görüşmelerde Türkiye’nin ittifakın kurucu anlaşmasında yer alan bireysel özgürlükler, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi temel değerlere bağlılığı konusunda endişelerini dile getiriyor. Ancak kendi ülkelerinin güvenliğine ilişkin derin kaygılar nedeniyle bu endişeleri kamuoyu önünde dile getirenlerin sayısı oldukça az.

ABD’nin eski Türkiye Büyükelçisi John R. Bass, “Avrupa başkentlerinin, Türkiye’deki demokratik uygulamalar ve normlardaki gerilemeye odaklanabilecek zamanı ve kapasitesi artık daha sınırlı” dedi.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu