Gavin Newsom’un iklim politikası ve enerji sınavı

Gavin Newsom’un iklim politikası temiz enerji hedeflerini güçlendirirken, California’da yükselen elektrik fiyatları ve kamu hizmetleri tartışmasını büyüttü.

California’da elektrik şebekesinin yılın yalnızca 100 saatinden daha kısa bir süre boyunca ciddi biçimde zorlandığı, bu dönemler dışında elektrik kullanımının aynı maliyet baskısını yaratmadığı belirtiliyor. Enerji uzmanlarına göre asıl kritik mesele, söz konusu kısa sürelerde oluşan yüksek maliyetleri düşürürken temiz enerji dönüşümünü sürdürebilmek.

Son 25 yılda eyaletteki büyük özel elektrik şirketlerinin tarifeleri enflasyonun çok üzerinde arttı. Artış özellikle son beş yılda hızlanırken, ortalama hane elektrik faturaları ABD ortalamasının yaklaşık iki katına çıktı. Bu tablo, şirketlerin rekor kâr açıklamasıyla birlikte kamuoyundaki tepkileri de büyüttü.

Yüksek elektrik fiyatları, hanelerin elektrikli otomobil ve ısı pompasına geçişini zorlaştırıyor; sanayinin fosil yakıtla çalışan fırın ve kazanları şebekeden sağlanan temiz elektrikli alternatiflerle değiştirmesinin önünde de engel oluşturuyor. Ayrıca California’daki yaklaşık her beş haneden biri, elektrik faturalarını ödemekte zorlanıyor.

Elektrik talebinin arttığı bir dönemde tarifeleri aşağı çekmek kolay değil. Ancak uzmanlar, iklim hedeflerine ulaşmanın ve enerji adaletini sağlamanın, güvenilir ve temiz elektriği herkes için erişilebilir fiyatla sunmaktan geçtiğini vurguluyor. Enerji uzmanı Daniel Kammen’e göre iklim sorunu adalet boyutu hesaba katılmadan, adalet sorunu da temiz ve uygun fiyatlı enerji sağlanmadan çözülemez.

Siyasi kararların uzun vadeli sonuçları

Uzmanlara göre California’nın enerji maliyetlerindeki krizi doğrudan Gavin Newsom’un sorumluluğuna yüklemek doğru değil. Newsom, Ocak 2019’da göreve başlamasından yalnızca üç hafta sonra eyaletin en büyük elektrik şirketi Pacific Gas & Electric’in iflas başvurusuyla karşı karşıya kaldı. Şirket, bakımsız bir enerji nakil hattının eyalet tarihindeki en ölümcül orman yangınlarından birini başlatmasının ardından on milyarlarca dolarlık yükümlülük altında kalmıştı.

Newsom yönetimi, kamuoyunda tepki çeken ancak o dönemde uygulanabilir seçeneklerin en iyisi olarak görülen bir anlaşmayla PG&E’nin Temmuz 2020’de iflastan çıkmasını sağladı. Bununla birlikte süreç, eyaletteki güçlü özel elektrik şirketleri modelini kökten değiştirmek yerine mevcut yapının korunmasına dayalı bir yaklaşımı güçlendirdi.

The Climate Center’dan Vesser, o dönemde bazı çevrelerin eyalet çapında kamu mülkiyetindeki bir elektrik şebekesi kurulmasını savunduğunu belirtiyor. Ona göre özel tekel modelini tamamen ortadan kaldırmak radikal bir adım olurdu; ancak kamu mülkiyetine geçmeden önce de şirketlerin işleyişini değiştirecek reformlar yapılabilirdi. Newsom yönetiminin ise ağırlıklı olarak şirketleri destekleyen yasalar çıkardığı eleştirisi yöneltiliyor.

İlerleyen yıllarda yönetim, tüketicileri doğrudan sürece dahil eden bazı yenilikçi programlara verdiği desteği azalttı. Eyaletin bugüne kadarki en başarılı sanal elektrik santrali uygulamalarından biri olan Demand Side Grid Support programının finansmanı neredeyse tamamen kesildi. Program, tüketicilere ait ve şebekedeki yükü azaltan bataryalarla 500 megavattan fazla kapasite sağlamıştı.

Newsom ayrıca merkezi enerji sisteminin tartışmalı unsurlarından bazılarını korumaya çalıştı. PG&E’ye ait Diablo Canyon nükleer santralinin planlanan kapanışının ertelenmesini destekledi. Güvenlik ve maliyet kaygıları sürerken alınan bu kararın yanı sıra, California Kamu Hizmetleri Komisyonu da Aliso Canyon yer altı gaz depolama tesisinin kapatılmasını erteledi. Tesis, 2015 ve 2016’da aylar süren büyük metan sızıntısının ardından kapatılacağı yönündeki sözlere rağmen, yüksek talep dönemlerinde elektrik sağlamak için çalışmayı sürdürdü.

Energy Innovation’dan Michael O’Boyle, bu kararların uzun vadeli bir planın parçasından çok krizlere tepki veren bir politika anlayışını yansıttığını savunuyor. 2020 ve 2022’de yaşanan şebeke sorunları sırasında California’da sistemin çökmenin eşiğinde olduğu yönünde güçlü bir algı oluştu. Hava koşullarının yumuşaması ve batarya kapasitesinin artmasıyla şebeke üzerindeki zirve talep baskısı azalsa da yönetim, kamuoyunun güveninin gerilediği özel elektrik şirketleri modelini korumaya yöneldi.

Düzenleyicilerin şebeke yatırımlarındaki istikrarlı artışı sınırlamakta temkinli davranması anlaşılır bulunuyor. Ancak özellikle orman yangını riskleri, şirket harcamalarının büyük bölümünü oluşturan ve kısa vadeli tarife artışlarını hızlandıran bir maliyet alanına dönüştü.

Newsom’un görev süresinin son yasama döneminde, büyük elektrik şirketlerini ağır orman yangını tazminatlarından koruyacak bir plan reddedildi. Ertesi gün PG&E, hisse değerindeki sert düşüşü tersine çevirmek amacıyla stratejik bir inceleme başlattı ve 2027 yılı için planlanan 2 milyar dolarlık sermaye yatırımını ertelemeyi gündeme aldı. Bu ölçekte bir kesintinin, şebekenin büyütülmesi ve temiz enerji projelerinin sisteme bağlanması hedeflerini zorlaştırabileceği belirtiliyor.

Bu gelişmeler, PG&E’nin Newsom yönetimini yeniden zor bir tercihle karşı karşıya bıraktığı yorumlarına yol açtı. California’nın bir sonraki valisi, yükselen enerji maliyetleri ve şirketlerin sorumluluğu gibi sorunlar için hızlı çözümlere sahip olmayacak.

Demokrat Parti adayı ve kasım seçimlerinin favorisi olarak gösterilen Xavier Becerra, öğleden sonra oluşan güneş enerjisi fazlasıyla finanse edilecek şekilde her gün iki saat ücretsiz elektrik sağlanmasını önerdi. Ancak 20 enerji uzmanının görüşlerini içeren yeni bir rapora göre, artan enerji maliyetlerini kalıcı biçimde düşürmek tek bir valinin görev süresini aşacak kapsamlı çalışmalar gerektiriyor.

Energy Innovation uzmanı O’Boyle, Gavin Newsom’un döneminde California tarifelerinin hem enflasyondan hem de ülkenin geri kalanındaki fiyatlardan çok daha hızlı arttığını belirtiyor. Bununla birlikte, bu artışların temiz enerji dönüşümünden kaynaklanmadığını savunuyor. Yenilenebilir enerji kaynakları ve bataryalar, yeni enerji yatırımları içinde en düşük maliyetli seçenekler arasında yer alıyor.

Uzmanlara göre California’nın önündeki temel sınav, temiz teknolojilerle iklim hedeflerine ulaşırken maliyetleri kontrol edebilmek. Eyalet bunu başarırsa, kendi sınırları içindeki emisyonları azaltmanın ötesinde küresel ölçekte daha büyük bir etki yaratabilir. California’nın küresel emisyonlardaki payı yüzde 1’in altında olduğu için asıl önem taşıyan, uygulanabilir ve başka ülkelere de örnek olabilecek bir model geliştirmek.

Enerji Enstitüsü’nden Borenstein, dünyanın California’nın temiz enerji dönüşümünü erişilebilir ve ölçeklenebilir bir örnek olarak görmesi gerektiğini belirtiyor. Aksi halde yükselen faturalar, temiz enerji hedeflerini desteklemek yerine bu hedeflere karşı kullanılan anlatıları güçlendirebilir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu